Girişimcilikte risk almak ve “korkusuz girişimci” masalı

Küçükken kuzenimin dükkanında çalışıyordum. Uzun ve sıcak yaz günlerinde canım o kadar sıkılıyordu ki bu iş için para almama bile gerek yoktu.                                               

Bir gün aklıma parlak bir fikir geldi. Dağlara çıkıp bahçelerden incir toplayacak, sonra da topladıklarımı turistlere satacaktım. Planımı hemen kuzenime anlattım.

Kuzenim kafasını sallayıp “Hiç olacak şey mi? Herkes incirleri nereden topladın diye soracak. Sana hırsız gözüyle bakarlar.” dedi.

Bu sözlerle ilk iş kurma planım daha başlamadan bitmişti.


Birçok insan, başarılı girişimcilerin risk almaya doğuştan meyilli olduğunu sanıyor. Limonata tezgahında bekleyen sekiz yaşında bir çocuk olmanız ya da yeterli malzemenizin olup olmaması bir şeyi değiştirmiyor.

Remington’ın eski başkanı ve New England Patriots’ın sahibi Victor Kiam’ın şöyle bir sözü vardı:

“Girişimciler risk almayı seven insanlardır. Bir fikir veya girişim uğruna paralarını veya sahip oldukları ünü ortaya koyup işe girişmeye razıdırlar.”

Ben bu sözlere katılmıyorum. Ben korkusuz değilim ve risk almayı sevmiyorum.

Aslına bakarsanız bu özelliğim sayesinde

  • 100’den fazla çalışanı olan bir şirket kurdum;
  • startup şirketim Jotform’un kullanıcı sayısını 4,2 milyona ulaştırdım;
  • şirketimin %100’ünü hâlâ elimde tutuyorum;
  • mükemmel bir şekilde işleyen bir şirket kültürü oluşturdum.

Ne dediğimi daha iyi anlamanız ve kendi işinize uyarlayabilmeniz için hikayemi ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

1. Başkalarının çatısı altında öğrenmeye başlayın

2015 yılında gerçekleştirilen bir çalışmanın sonuçlarına göre ABD’de eğitim gören lise öğrencilerinin %72’si kendi işini kurmak istiyor.

Öğrencilerin %60’ı bunu üniversiteden mezun olur olmaz yapmayı planlıyor.

Bu sayılar, birçok gencin sınıftan hemencecik toplantı salonlarına geçmek istediğini gösteriyor, yani en iyi ihtimalle. Bazıları için bu, doğru bir adım olsa da ben girişimciliğe soyunmadan önce öğrenilmesi gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Üniversitede okurken öğrenci topluluğumuz için bir üyelik programı geliştirdim. Diğer insanların da bu aracı kullanmak isteyebileceğini düşündüğümden programı açık kaynaklı bir ürün olarak piyasaya sürdüm. Tahmin ettiğim gibi program insanlar tarafından kullanılıyordu ve bir süre sonra geliştirmeler için ödeme almaya başladım.

Sevdiğim işi yaparak para kazanabildiğim için çok mutluydum. O heyecanla üniversitenin son yılında kış tatilimi programın ücretli sürümünü geliştirmeye ayırdım.

Bir gün kendi işimi kuracağımı biliyordum ama risk almaya başlamadan önce tam zamanlı bir iş bulup başka birinin çatısı altında kendimi geliştirmeye karar verdim. Bu yüzden New York’ta bir medya şirketinde işe girdim ve beş yılımı burada kod yazarak geçirdim. Bu işte çalıştığım süre boyunca iş akışından takım çalışmalarına, yönetim biçimlerinden kurumlar arasında bilgilerin ne kadar hızlı yayıldığına kadar birçok önemli bilgi edindim.

Maaşım düzenli olarak hesabıma yatarken mesai dışı saatlerimde ürünümü geliştirmeye devam ediyordum. Masaya koyduğum tek şey zamanım ve enerjimdi.

Risk almadan edindiğim tüm bu deneyimleri şimdilerde kendi şirketimi yönetirken kullanıyorum.

Sözün özü:

Başarılı bir iş kurmak için risk almak zorunda değilsiniz. İhtiyaç duyduğunuz bilgi ve deneyimi önce başka bir kurumda çalışarak kazanabilirsiniz.

Başlangıçta kendi işinizi yan proje olarak kurmak, üzerinizdeki maddi baskıyı azaltır. Ayrıca tam zamanlı veya yarı zamanlı bir işte çalışırken, öğrendiklerinizi işinize yansıtabilirsiniz.

Gönüllü bir iş bile olsa becerilerinizi keskinleştirecek ve bilgi birikiminizi derinleştirecek bir şeyler yapmaya çalışın. Örneğin, online yayın işine girmek istiyorsanız önce başka bir şirkette editörlük veya medya satışıyla ilgili bir pozisyon bulmaya çalışın.

2. Elinizde ne varsa onu kullanın

MailChimp

Lynda

Shopify

GoFundMe

Tough Mudder

ShutterStock

Yukarıda saydığımız bu şirketlerin ortak özelliği ne? Cevap: Hepsi sıfırdan başlayıp milyon dolarlık değerlere ulaştı. Bazıları sonradan yatırım almış olsa da hepsi ilk başta hiç finansal destek almadan başladı.

Startup dünyasında risk sermayesi o kadar büyütülüyor ki sıfırdan başlayıp yatırım almadan bir iş kurmak bir seçenek olarak bile görülmüyor. Ama fikrinizi hiç yatırım almadan hayata geçirebilirseniz acele etmenize gerek kalmadan ve tepenize binen yatırımcılar olmadan kontrolü elinizde tutabilirsiniz.

Kendimden örnek verecek olursam ben, New York’ta çalıştığım işimde online web formları konusunda henüz karşılanmamış bir ihtiyaç olduğunu fark ettim. Ama yan ürün olarak geliştirdiğim yazılımım bana o zamanki maaşımdan daha fazla para kazandıracak seviyeye gelmeden mevcut işimden istifa etmedim.

Medya şirketindeki işimden ayrıldıktan sonra Jotform’u geliştirmek için altı ayımı harcadım. 2006 yılında Jotform’un ücretsiz sürümünü yayınladım. Başarılı bir iş çıkardığımı düşünüyordum. Bu sürümde sadece temel fonksiyonlar vardı. İnsanlar ürünümü sevecek mi ya da kullanacak mı diye merak ediyordum.

Başarısız olsaydım sadece altı ay kaybetmiş olacaktım ve beni ayakta tutacak kadar gelir sağlayan yan projem hâlâ elimin altında olacaktı. 

İlk çalışanımı işe aldıktan sonra bir yılımızı Jotform’un ücretli versiyonunu hazırlamakla geçirdik. 2007 yılının sonunda yaklaşık 500 ücretli abonemiz vardı.

Son 12 yıldır bu yoldan sapmadan kendimizi geliştirmeye devam ettik. Kimseye borçlanmadan ve dışarıdan bir kuruş bile finansal destek almadan büyüyoruz.

Sözün özü:
Az veya çok, elinizde ne varsa kullanın. Bir sorun bulup bu soruna başka insanların da işine yarayacak bir çözüm getirdiğinizde önünüzde sayısız kapı açılacaktır.

Acele etmeyin. Büyüme tablolarınızda ani yükselişler beklemeyin ya da insanların gözündeki yerinizi fazla düşünmeyin. İşinize odaklanın, öğrenebildiğiniz kadar çok şey öğrenin ve sabırlı olun.

3. Bir seferde tek bir şeye odaklanın

Odaklanmak sihirli bir kelime ve istikrarlı bir büyümenin sırrıdır.

Yazar ve danışman Chris Zook konu hakkında şunları söylüyor:

“Büyümek için odak noktanızı daraltmak ilk duyduğunuzda size mantıksız gelebilir. Ama nasıl ki enerjiyi daha az sayıda, daha güçlü dallara odaklamak için bitkileri zaman zaman budamamız gerekiyorsa işletmelerin de sahip olmaları gerekenden fazla dalla uğraşmaları eğilimini dengelemek için budanması gerekir.”

Bazı açılardan Jotform sıkıcı bir şirket gibi gelebilir. Ne de olsa tüm işimiz online form oluşturmak üzerine. Ama biz, yaptığımız işi gerçekten çok iyi yapmaya çalışıyoruz. Bizim odak noktamız bu. Ayrıca müşterilerimize hizmet sunma şeklimizi de sürekli olarak geliştirmek için gayret gösteriyoruz.

Bu söylediklerim size pazarlamaya giriş dersinden bir alıntı ya da her yerde duyabileceğiniz klişe bir sözmüş gibi gelebilir. Ancak özellikle gözleri üzerinizde toplamaya başladıktan sonra tek bir şeye odaklanmayı sürdürmek şaşırtıcı derecede zordur. Karşınıza sürekli olarak yeni fırsatlar çıkar. Bir sonraki adımınızın ne olması gerektiğiyle ilgili herkesin bitip tükenmez fikirleri vardır.

İşte bu noktada kararlı olup odak noktanıza sadık kalmalısınız.

Sözün özü:
Odak noktanızı koruyun. İş alanlarınızın sayısını artırmak yerine temel iş alanınızda yükselmeye çalışın.

Birçok farklı şeyi aynı anda yapmaya çalışırsanız zamanınızı ve enerjinizi bölmek zorunda kalırsınız. Bu durum da ana fikrinizin başarılı olma ihtimalini tehlikeye atacaktır.

Kendinizi geliştirmeyin veya piyasaya ayak uydurmayın demiyorum elbette, sadece bu süreçte odak noktanızı kaybetmeyin.

4. Nakit akışını iyi takip edin

Kazançlar, vergi dilimleri, kullanıcı kazanım oranları, sayfa görüntülemeleri.

Tüm bunlar önemli detaylar. Her işletme vergi ödemek ve önemli sayıları izlemek zorunda.

Bense şirketimin nakit akışını yönetirken en temelde şu noktaya dikkat ediyorum:

Banka hesabımız büyüyor mu?
Mevcut nakit akışı analiz sistemlerini hor görme niyetinde değilim ama sürdürülebilir büyümeyi şu üç basit adımla kendiniz takip edebilirsiniz:

Şirketiniz kâr ediyor mu?

Harcadığınızdan daha fazla kazanıyor musunuz?

Banka hesabınızdaki para artıyor mu, azalıyor mu, yoksa aynı mı kalıyor?

Bazı şirketler üç yıllık satış tahminleri gerçekleştirir ve bu tahminlere dayanarak işe alım veya işten çıkarma yollarından birini seçer.

Genel anlamda Jotform olarak satışlarımız her yıl %50 oranında artıyor. İstikrarlı büyümemizi ise nakit akışı süreçlerini iyi takip etmemize borçluyuz.

Sözün özü:
Şirketinizin büyümesi gelirinize bağlıdır. Satışlarınız yükselmeden ekibinizi büyütmeyin veya harcamalarınızı artırmayın. Şirketinizin nakit akışını izleyin ve ayağınızı yorganınıza göre uzatın.

 5. Nereden geldiğinizi unutmayın

2010 yılında Alli Webb, sadece saç yıkama ve kurutma hizmeti sunan bir kuaför salonu olan Drybar’ı açtı. Bugün Drybar ABD ve Kanada genelinde 100’den fazla şubesiyle hizmet veriyor. Şirket, kurulduğu günden beri yoğun bir rekabetle karşı karşıya kaldı ama tüm ziyaretçilerine ayrıcalıklı bir deneyim sunarak ayakta kalmayı başardı.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Drybar tek bir şeye odaklı kalarak yaptığı şeyi gerçekten çok iyi bir şekilde yapmaya çalışıyordu.

Hepsinden önemlisi Drybar, kurulduğundan beri ana hedefinden hiç sapmadı. Webb, Inc.’te yayınlanan bir yazıda Liz Welch’e şunları anlatıyor:

“Birçok yatırımcı ‘Geniş bir müşteri kitlemiz var. Bu fırsatı kullanıp birçok farklı şeyin satışını yapabiliriz.’ diyordu. Ben her zaman bu fikre karşı çıktım ve sanırım karşılığını alıyorum. Müşterilerimiz salonumuza geldiklerinde saç tasarımcılarımız tarafından ürün satın almaları konusunda sıkıştırılmayacaklarını biliyor. Aynı anda birçok şeyde başarılı olmak gerçekten zor.”

Webb’in bu yaklaşımını takdir ediyorum.

Jotform’da biz yalnızca tasarım ve geliştirme konularıyla ilgileniyoruz. Odak noktamız ürünümüzü satmak değil, onu geliştirmek. Aradan geçen bunca yılda birçok fırsat kaçırmış olabiliriz ama her zaman asıl amacımıza sadık kaldık.

Yavaş yavaş büyümek, risklerden uzak durmak ve müşterilerimize odaklanmak şirket kültürümüzü de etkiliyor. Kurulduğumuz ilk yıllarda ofiste beş kişiden az çalışanımız vardı; bütün günü birlikte geçiriyorduk.

Aynı projeler üzerinde çalışıp aynı dili konuşuyorduk.

Bugün şirketimiz eskisine göre çok daha büyük ama herkesin odak noktasına ürünü koyduğu şirket kültürümüzü hâlâ koruyoruz. Jotform’daki her çalışanımız aynı hedefi paylaşıyor. Hepimiz her sabah işe gelme amacımızı çok iyi biliyoruz.

Sözün özü:
Büyüyün ve gelişin ama asıl amacınızı yitirmeyin. Kendinize çok büyük bir amaç belirlemek zorunda olmadığınızı da unutmayın. 

Alli Webb, kendi işini kurarken kadınlar için konforlu ve ekonomik stil hizmetleri sunmak istiyordu. Drybar bugün hâlâ bu amaca uygun hizmetler sunuyor.

6. Yaptığınız işi daima paylaşın

Yazılım geliştirici ve girişimci Jason Roberts’a göre beklemediğiniz anlarda güzel fırsatlarla karşılaşmanız…

“…tutkuyla bağlı olduğunuz bir şeyi yapmanızla ve yaptığınız bu işi etkili bir şekilde aktarabildiğiniz kişi sayısıyla doğru orantılıdır.”

Roberts buna “Şans Yüz Ölçümü” adını veriyor. Diğer bir deyişle, herkes kendi şansını yaratacak güce sahip.

Ben bunu zor yoldan öğrendim. 2010 yılında ürünümüzün kalbi olan form oluşturma aracımızı elden geçirmeye karar verdik.  Form aracımızı mükemmelleştirmek için kapalı kapılar ardında bir yılımızı harcadık. Aracımız üzerinde ince ince çalışıp sonunda mükemmel olduğunu düşündüğümüz bir şey ortaya çıkardık.

Aracımızın yeni halini piyasaya sürdüğümüzdeyse kullanıcılarımız öfkeden deliye döndü. Ürünümüz hatalarla doluydu. Müşterilerimizin işleri, şirketleri ve hatta hobileri için gözü kapalı güvendiği form aracını sessizce bozduk.

Olayın şokunu atlattıktan sonra hatamızı telafi etmek için gece gündüz çalıştık. Kullanıcılarımıza kulak verdik ve kısa sürede üründeki hataları düzelttik.

Sular biraz durulduğunda anladım ki geri bildirim almadan çalışmak oldukça büyük bir riskti. Muhtemelen hayatımda aldığım en büyük risk bu olmuştur.

Bu olayın ardından vakit kaybetmeden sürekli geliştirme modeline geçtik. Bu modele göre ürünümüzde bir değişiklik yapacağımız zaman önce bunu gerçek müşterilerimizle deniyor, gelen geri bildirimlere göre düzeltmeleri yapıyor ve ardından ürünü piyasaya sürüyoruz.

Sözün özü:
Sürekli geliştirmeler, riski azaltır. Çalışmalarınızı paylaşmak ise Şans Yüz Ölçümünüzü genişletir.

Bu yüzden kapalı kapılar ardında çalışmayı bırakın.

Gelişmeyi sürdürebilmek için müşterilerinizi veya kullanıcılarınızı sürece dahil edin.

Sizi mutlu eden şeyin peşinden gidin

Farkındaysanız “hayallerinizin peşinden gidin” demedim.

Başarısızlıkla sonuçlanan incir satma planım dışında asla bir girişimci olmayı hayal etmedim. Günün birinde bir dergiye kapak olacağımı veya büyük yatırımlar bağlayabileceğimi hiç düşünmedim.

Şirketim için nasıl yatırım bulacağımı bile bilmiyordum ve hiçbir zaman risk almayı seven biri olmadım. Ama bir şeyler üretmeyi oldum olası seviyordum.

2006 yılında henüz karşılanmamış bir ihtiyaç keşfettim ve startup dünyasına adım atıverdim. Dürüst olmak gerekirse beni girişimciliğe çeken şey, sevdiğim işten para kazanma fikri oldu.

Dönüp geçmişe baktığımda diyorum ki kendi şirketimi kurmasaydım muhtemelen şu anda başka bir şirkette ürün yöneticisi ya da benzeri bir pozisyonda olurdum. Kod yazmak beni mutlu ediyordu ve ben de bunun peşinden gittim.

Başarılı bir iş kurmak için korkusuz ve risk almaya bayılan bir dahi olmak zorunda değilsiniz. Yavaş yavaş ilerleyerek kendi sınırlarınız dahilinde büyüyebilir ve deneyimleyerek öğrenebilirsiniz.

YAZAR
Aytekin Tank Jotform'un kurucusu ve CEO'sudur. Her ne kadar yazılım eğitimi alsa da hikayeler anlatmaya tutkun olan Tank, bir girişimci olarak yolculuğu hakkında yazılar yazıp yeni kurulan girişimlerle tavsiyelerini paylaşmaktan hoşlanır. Ayrıca Jotform kullanıcılarından geri bildirimler almayı çok sever. Aytekin Tank'a AytekinTank@Jotform.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum Gönder:

Jotform Avatar
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

Yorum:

Podo Commentİlk yorum yapan sen ol.