Oturarak çalışmak neden sizi yavaş yavaş öldürmez?

Masanızda oturmuş güzel güzel işinizi yapıyorsunuz, kendinizi işinize vermişsiniz. Sonra göz ucuyla birinin sizi gözetlediğini fark ediyorsunuz. Başta önem vermeyip işinize devam ediyorsunuz ama bu gözetlenme hissi gittikçe şiddetleniyor. Kafanızı kaldırıp sizi gözetleyenin kim olduğuna bakmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz.

En sonunda dayanamayıp ekrandan kafanızı çevirdiğinizde muhasebeden Sezen’le göz göze geliyorsunuz; yeni aldığı ayakta çalışma masasında dikilmiş size bakıyor.

Kafanız karışmış halde kaşlarınızı kaldırıp “Nasıl yani?” diyorsunuz.

Sezen, acıyan gözlerle size bakıp başını sallıyor ve çalışmaya dönüyor.

İçinizdeki güvensizlik hissi büyürken neler olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Sonra birden acımasız gerçekle yüzleşip oturarak çalıştığınızı fark ediyorsunuz. 

WebMD’de kısa bir gezintiden sonra anlıyorsunuz gibi bu genç yaşınızda her an ofisinizde küt diye ölüp gitme riskiyle karşı karşıyasınız. Aynı günün akşamına yeni model ayakta çalışma masalarından birine maaşı yatırıveriyorsunuz.

“Aaa, siz daha duymadınız mı yoksa? Oturmak, günümüzün sigarası oldu…”

Siz de bütün maaşınızı şık, hidrolik, kaymaya karşı dayanıklı, yükseltilebilir, hidrojen soğutmalı bir ayakta çalışma masasına yatırmak istemediğiniz için Azrail’le buluşmanıza ramak kalmış gibi hissetmekten bıktınız mı?

Sadece sandalyede oturmak ne zamandan beri tip 2 diyabet gibi binbir ölümcül hastalıkla ilişkilendirilmeye başladı ben de bilmiyorum. Oturmanın sağlığa zararlı olabileceğine dair birkaç çalışma yayınlandığından beri ayakta çalışma masaları peynir ekmek gibi gitmeye başladı.

Bununla birlikte, British Journal of Sports Medicine (İngiliz Spor Hekimliği Dergisi) adlı dergide oturmanın etkileri üzerine yayımlanan bir çalışmada, 5.000 katılımcı otuz yıl boyunca izlendi ve çalışmanın sonuçlarına göre oturmak ve diyabet gibi hayati risk taşıyan hastalıklara yakalanmak arasında hiçbir ilişki bulunamadı.

Yine de oturmanın etkileri üzerine minik bir Google araması, en kararlı bireyleri bile dehşete düşürebilir. Ama ben bu noktada farklı bir yaklaşım geliştirip ayakta durmanın da oturmak kadar zararlı etkileri olabileceğini öne sürüyorum.

Ayakta durmak neden çözüm değil?

Ayakta çalışma masalarının fitilini ateşleyen, muhtemelen bir süre önce gerçekleştirilen bir çalışma oldu. Çalışmada öne sürülen oldukça can alıcı iddia ise şöyle:

Günde sadece üç saat boyunca oturmak, dünya çapında 54 ülkedeki 430.000 ölümden sorumlu bulunuyor.

İşte ayakta çalışma masalarının çözüm olarak ortaya çıktığı nokta da tam olarak burası. Ayakta çalışma masaları mantıklı ve belki de basit bir çözüm yolu olarak görünüyordu. Günde üç saatten fazla oturmak ortalama bir insanın ölümüne sebep olabiliyor, o yüzden geri kalan beş saat boyunca ayakta çalışmalarında sakınca yok diye düşünüldü sanırım.

Ancak yakın zamanlarda yapılan çalışmalarda şu sonuca ulaşılmış:

Günde iki saat boyunca ayakta durmak bacaklarda şişmelere, ağrıların artmasına ve bilişsel fonksiyonlarda düşüşlere neden olabiliyor; bu da genel verimliliği azaltıyor.

Bu durumda oturarak ölmeyi beklemek ya da ayakta çalışarak işimizden olmak arasında bir seçim mi yapmamız gerekiyor?

Siz bu soruyu düşünürken konuyla ilgili diğer çalışmalara kısaca bir göz atalım.

Bu konuda yayımlanan bir çalışmada uzun süre ayakta durmanın, kanın bacaklarda toplanmasına ve damarlardaki basıncın artmasına neden olarak kalp rahatsızlıklarına yakalanma ihtimalini artırabileceğini öne sürülüyor. Sadece ABD’de her yıl 630.000’den fazla insanın kalp rahatsızlığından hayatını kaybettiğini düşünürsek endişe verici bir sonuç gibi görünüyor.

Yani burada aslında seçeneklerimiz oturup ölmeye beklemek veya ayakta çalışıp verimliliğimizi kaybetmekten ziyade oturup ölmeyi beklemek veya ayakta çalışıp ölmeye beklemek gibi oluyor.

Belki sadece işimizi iyi yapıp daha sağlıklı yaşamaya odaklanmamız gerekiyordur.

JotForm’da 110 çalışanımıza hem normal hem de ayakta çalışma masaları sunuyoruz. Orta yolu bulmak hem işimiz hem de bedenimiz için faydalı oluyor.

Employees standing and sitting in the JotForm office
JotForm ofisinden bir görüntü

Her şey siyah ya da beyaz olmak zorunda değil. Yukarıda bahsettiğimiz iki seçenekten birini destekleyen her yeni bir çalışma yayınlandığında tüm ofisi değiştirip yeni çalışmanın sonuçlarına göre yeniden tasarlamamız da mümkün değil.

Oturarak ve ayakta çalışma stilleri arasında bir denge kurabilir ve genel beslenme, egzersiz alışkanlıklarımız ve genel yaşam tarzımıza odaklanarak orta yolu bulabiliriz.

Hatta sizlere oturmak bizi öldürür mü öldürmez mi diye tartışıp duracağımıza dikkatimizi yoğunlaştırabileceğimiz birkaç basit yaşam tarzı değişikliği sunalım:

  1. Günde 30 dakika yürüyün: Öğle aranızı ikiye bölüp bu araya 30 dakikalık bir yürüyüş sıkıştırarak tip 2 diyabet, kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon gibi hastalıklara yakalanma riskinizi düşürebilirsiniz. Ayrıca böylece odaklanmanızı artırabilir, hafızanızı güçlendirebilir ve genel ruh halinizi iyileştirebilirsiniz.
  2. Günde sekiz bardak su için: Her gün yeterli miktarda su tüketerek yüksek tansiyon rahatsızlığına yakalanma riskinizi düşürebilirsiniz. Su ayrıca bağışıklık sisteminizi güçlendirir ve akyuvarlarınızın soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklara karşı daha iyi savaşmasını sağlar.
  3. Kızartılmış gıda tüketimini azaltın: Hepimizin bildiği gibi abur cubur tüketimi kalp rahatsızlığı, diyabet ve obezite gibi, “oturmakla” da ilişkilendirilen birçok kötü rahatsızlığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle öğle yemeklerinizde daha sağlıklı gıdalar tüketerek oturmanın sebep olabileceği söylenen birçok rahatsızlığın önüne geçebilirsiniz.
  4. Günlük egzersiz alışkanlığı edinin: Günlük egzersiz rutinime bir süre önce, JotForm’a daha fazla şey katabilmek adına genel sağlığımı iyileştirmenin ve enerjimi artırmanın yollarını ararken başladım. Birkaç hafta devam ettikten sonra egzersiz yapmanın ruh halimi, odaklanmamı ve motivasyonumu önemli ölçüde iyileştirdiğini gördüm. Zihinsel ve duygusal faydalarının yanında günlük olarak egzersiz yapmak kronik hastalıklara yakalanma ihtimalinizi de düşürür.
This article is originally published on Jul 07, 2020, and updated on Aug 05, 2020.
YAZAR
Aytekin Tank JotForm'un kurucusu ve CEO'sudur. Her ne kadar yazılım eğitimi alsa da hikayeler anlatmaya tutkun olan Tank, bir girişimci olarak yolculuğu hakkında yazılar yazıp yeni kurulan girişimlerle tavsiyelerini paylaşmaktan hoşlanır. Ayrıca JotForm kullanıcılarından geri bildirimler almayı çok sever. Aytekin Tank'a AytekinTank@JotForm.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Yorum Gönder:

JotForm Avatar

Yorum:

Podo Commentİlk yorum yapan sen ol.